Ve geçen sezon bizi heyecandan heyecana sürükleyen HBO’nun Game of Thrones’undan yeni bir teaser geldi. Nisan için gün sayıyoruz, bu karlı günlerde adını anıyoruz Ned Stark.
Hı unutmadan, ilk teaser için, buyrunuz tıklayınız.
Ve geçen sezon bizi heyecandan heyecana sürükleyen HBO’nun Game of Thrones’undan yeni bir teaser geldi. Nisan için gün sayıyoruz, bu karlı günlerde adını anıyoruz Ned Stark.
Hı unutmadan, ilk teaser için, buyrunuz tıklayınız.
Şimdi ben burada Skins’in her jenerasyonundaki “bence” en mahfolmuş olanları yazacağım. Çok uzatmayacağım zaten.
Gen 1 - Cassie Ainsworth


I don’t think you know what I am mate. I’m a fucking waste of space. Just a stupid kid. I got no sense. A criminal. I’m no fucking use. I’m nothing. So please, please. Get it into your… You know, into your bonce. That you killed my friend. And I’m Cook. I’M COOK!

izledim tabiiki de digiturk’te eski dizilerin yayınladığı bir kanal vardı eskiden. orda izlemiştim.

Sir Arthur Conan Doyle’ın yarattığı muhteşem karakter Sherlock Holmes kitaplarıyla olsun, filmleriyle olsun, 84’teki dizisiyle olsun, en yakın arkadaşımın kendisine olan takıntısı olsun gönlümde ayrı bir yere sahiptir. Zekasının keskinliğine, muhteşem gözlem yeteneğine her zaman hayranımdır. Holmes’u, Moriarty’si, Doctor Watson’ı, Irene Adler’ı her biri özenle yaratılmış karakterlere nasıl hayran olunmaz zaten.
2010’da ise Doctor Who’dan ötürü (Doctor Who’ya olan düşkünlüğümden daha sonra uzun uzadıya bahsedeceğim) hem yoğun bir sevgi ve hayranlık hem de garip bir nefret hissettiğim Steven Moffat ve dizide de Sherlock’un ağabeyini oynayan Mark Gatiss, Sherlock Holmes’u modern zamanlara adapte ederek tekrar ortaya çıkardılar. Bir sezonu sadece üç bölüm süren Sherlock, bir yıl aradan sonra bundan sadece dört hafta önce ikinci sezonuna başlayıp geçen hafta tekrar bir yıllık bir ara verdi. Sadece altı bölüme sahip bu dizi bende inanılmaz bir fandom yaratmış durumda maalesef ki. Eğer izlememişseniz izleyin ve sizde de ufaktan ufaktan yarattığını göreceksiniz.
Dizinin genel olarak diğer Sherlock Holmes’lardan farkı elbette öncelikle şimdiki zamanda geçmesi. Bu dönem farkı insanın gözüne batarmış, rahatsız edermiş gibi gelse de hiçbir şekilde rahatsızlık vermemesi çok güzel bir ayrıntı. Teknolojik alet kullanımı çok düzgün ve adaptasyonlar yerli yerinde. Mesela kitaplarda İkinci Afgan Savaşı’ndan dönen Doctor Watson, dizide 2001’de başlayan Afganistan Savaşı’ndan dönüyor. Bir diğer farklılıksa kitaplarda ve filmlerde olmayan Sherlock ve Watson arasındaki çekim. O kadar çok insan onları yakıştırıyor ki. Ve onlardan biri de benim. Bir de ilk başta beni rahatsız eden tek şey karakterlerin hepsinin olması gerektiğinden genç olmasıydı. Sherlock ve Watson’ınınki o kadar olmasa da “Profesör” Moriarty’nin o derece genç olması başta biraz “Noluyor yee?” dedirtti bana. Ama kadro seçimi o kadar düzgün ki Moriarty’yi oynayan Andrew Scott o kadar iyi hakkını veriyor ki umrunuzda olmuyor bir kaç dakika sonra. Dizinin bir güzel yanı da en ufak ayrıntılara bile dikkat etmesi.(Hepsine tek tek bölüm yorumlarını yaparken yer vereceğim.) Hı, bir diğer güzel ayrıntı ise açılış şarkısının filmlerdeki ve 84’teki dizi serisiyle hemen hemen aynı olması.
Oyuncu kadrosuna gelecek olursak, genel olarak tüm oyuncular bizim o kadar da aşina olmadığımız yüzler. İngiliz dizilerinin en güzel yanı da o zaten. Amerikan dizileri oyuncularının Türk dizilerindekilerden bir farkı yok maalesef. Bir oradalar bir burada. Evet, Sherlock’umuzu mükemmel kemik yapısına sahip Benedict Cumberbatch oynuyor. Doctor John Watson’ı çoğumuzun The Hitchhiker’s Guide to the Galaxy’deki Arthur Dent rolüyle tanıdığımız ve heyecanla beklediğimiz The Hobbit: An Unexpected Journey’de Bilbo Baggings’i canlandıracak BAFTA ödüllü Martin Freeman oynuyor. Jim Moriarty’yi Andrew Scott, Sherlock’umuzun ağabeyi Mycroft Holmes’u Mark Gatiss (kendisi bahsettiğim gibi dizinin yaratıcılarından ve ciddi bir Sherlock&Watson shipper’ı), Lestrade’ı Rupert Graves, tatlı Mrs. Hudson’ı Una Stubbs ve Irene Adler’ı da Lara Pulver canlandırıyor.

Alcatraz bu aralar beni en çok heyecanlandıran dizilerden. Lost ve Fringe’ duyduğum sevgiden dolayı zaten J.J. Abrams ne yapsa olur diyorum. (Super 8’teki başarısızlığını göz ardı ediyorum.) Ve Alcatraz’ın ilk iki bölümü hakkında da yazacağım bir-iki güne.
Şimdiiii, ilk sorunum bu diziyle her kaçak için cidden bir bölüm yapacaklar mı? Yani bir yerden sonra diziyi sıkıcılaştırır gibime geliyor ve asıl merak ettiğim kısımlara ne zaman gelecekler? Bu adamlar ordan nasıl kayboldu ve neden/nasıl/kimin sayesinde dönüyorlar hem de hiç yaşlanmadan. Asıl sorular bunlar dizide kimse cevaplamaya değil sormaya bile tenezzül etmiyor ya çok şaşıyorum.
Evet, neyse. Bu bölümde çocuk katili Kit Nelson’ı gördük. açıkçası ben bayağı sevdim bu bölümü. Çocuk katili olduğu için Alcatraz’da gördüğü şiddet, çocukları yataklarından kaçırdıktan sonra yaptırdığı şeyler, çiçek bırakması, “vicdansız” doğmuş olması, kıskançlığı, annesinin yaptıkları, kardeşine yaptıkları. Etkileyiciydi. Açıkçası hiçbir şekilde anlayamamıştım ben neden bir çocuğu kaçırdıktan sonra balık tutmaya, sinemaya ve vişneli turta yemeye götürdü diye. Yani hep şey düşündüm hani onun da çocuğu vardı, onunla bunları yapmayı seviyordu sonra biri öldürdü çocuğunu o da dellenip başka çocukları öldürmeye başladı falan. Garip bir şey tabii bir çocuğun kıskançlıktan ötürü bu duruma gelmesi büyüyünce. Ama tabii bu bölümde en çok merakımızı cezbeden Diego Soto’nun başına 11 yaşındayken ne geldi? Alcatraz’la mı alakalı? O da mı Kit Nelson’ın kurbanı oldu da kaçtı? Yani işte Alcatraz’ın en iyi başardığı şey her bölüm sonunda “asıl sorular”dan dikkati çekmek için başka sorular ortaya çıkartmak. Ama Diego Soto karakteri ciddi bir biçimde ilgimi çekiyor. Sahiden başına gelenleri çok merak ediyorum. Niye Alcatraz’la bu kadar ilgili? Ya da bu kadar duygusal olmasına ne sebep olmuş. Diğer bir merak konum ise pek sevgili Emerson Hauser’ın 2. bölümde vurulan ve şu an komada olan Lucy Banerjee’yle arasında tam olarak neler var ve Hauser, Lucy’nin de Alcatraz’dan kaybolanlardan biri olduğunu biliyor mu? O yüzden mi Lucy projenin içinde? Ya da Lucy’yi vuran Ernest Cobb, onun tam olarak orda olacağını nereden biliyordu da camı işaretledi “I can see you” diye?

“I can see you” hatırlatma capsi
Yani Alcatraz’la ilgili çok sorum var. Asla tamamı cevaplanmayacak onu da biliyorum ama sormaya devam edeceğim.

Skins benim için izlediğim diziler arasında hep farklı bir yerde oldu. Başka bir diziden ondan aldığım hissi hiçbir zaman alamadım. Hiçbir drama dizi, hiçbir gençlik dizisi bir Skins olamadı. Neyse.
Uzun zamandır yeni sezonu bekliyorduk sonunda başladı. 5. sezonla karşılaştırma yapacağım biraz sanırım. İlk öncelikle açılış şarkısını biraz yadırgadım. Tamam, her sezon değişiyor ama altyapı hep aynı gidiyordu. Geçen sezonunki mesela cidden güzeldi ama bu yenisi sanki özünden fazla uzaklaşmış. Aman neyse alışırım. Evet, şimdi, açıkçası Franky’nin bu kadar değişmiş olması şaşırttı beni. Birden bire sanki fazla açılmış ve hmm nasıl desem içine garip bir şekilde Effy girmiş gibi olmuş. Duruşu, bakışı, giyinişi değişmiş, diş tellerine elveda demiş ve dahası inanılmaz flörtöz olmuş. Çok alışamadım. Franky’ye zaten ileri bölümlerde geri döneceğim. Mini’ye gelirsek 5. sezonda yeme bozukluğu olduğunu ve dış görünüşüne takıntılı olduğunu fark etmiştik. Öyle olan birinin bu kadar rahat olması her tarafta kolay kolay tatile çıkması beni biraz şaşırtıyor. Çünkü Mini’nin bölümünde kız kahvaltısını çeşitli bakliyatlar ve kurumuş meyvelerle ölçe tarta yiyordu. Mesela ilk jenerasyonda Cassie’nin de yeme bozukluğu vardı ama onda hiçbir şeyi atlamıyorlardı. Bunlara biraz dikkat etseler ilk zamanlardaki gibi sanki daha mutlu olacağım. Bir de sanki bu jenerasyonun “fucked up”lığı resmen birinci ve ikinciyle (özellikle ikinciyle) yarışamıyor gibi. Bilemiyorum.
Bölüme gelirsek, cidden bu kadarını beklemiyordum daha ilk bölümden (spoiler’lar geliyor). 4. sezonun başında gruptan birkaç kişiyle uzaktan bağlantısı olan Sophia’nin intiharı da vurucuydu ama olay dediğim gibi gruptan birinin başına gelmemişti. Grace’in hastanede olması ve durumunun kritikliği olayları nasıl etkileyecek çok merak ediyorum. Bu jenersyondaki ölümse Grace’ten gelirse işte o zaman şaşıracağım. Çünkü ilk jenerasyonda Chris’in yavaş yavaş öldüğünü hepimiz görmüştük ama kabul etmiyorduk. Yine öyle bir şeye getirip Grace’i öldürürlerse ne yaparım bilemiyorum. Sanırım ilk ortaya çıktığından beri ben Matty’nin ölmesini bekliyorum. “Hah ya. Kesin bu ölür kanke.” diye dolaşıp durdum hep. Rich’in halina inanılmaz üzülüyorum. Ve Profesör Blood bunun acısını onlardan nasıl çıkaracak ya da çıkaracak mı sorusu aklımı kemiriyor. Ama asıl merak ettiğim Matty’nin ne olacağı. Çünkü cidden batmış durumda. Kazadan sonra arabasında kilolarca uyuşturucu bulundu, arkasında kötü yaralanmış bir kız bıraktı ve kaçtı. Bu jenerasyonda onu kurtarıp suçu üstlenecek bir Cook da yok. Hah ikinci bir merak konusu daha geldi aklıma, Franky’ye ne olacak? Matty gitti. Onun yüzünden Grace hastanede. Ne yapacağını bilmez halde. Acaba arkadaşları onu dışlayacak mı? Nick ona gülümsedi ama ben özellikle Rich ve Mini’den aynı performansı beklemiyorum.
Aslında Skins bir sezonun ilk bölümü için yine inanılmaz bir bölüm çıkartmayı başardı ve bir hafta boyunca yenisi çıkana kadar ne yapacağımı bilemez hale getirdi. Bakalım.